Şu mükemmel kitaptan çok ilginç bulduğum bi alıntı yapıyorum(ilginç bulmasam niye alıntılayayım zaten) (s.66-68)
“[Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra] İstanbul’dan sürülen insanlar bunlarla sınırlıydı belki ama, tesis edilen örfî tedhiş idaresinin tasfiye edilenler listesinde bir canlı grubu daha vardı: Köpekler. Amerikalı misyoner R. Walsh, Ocağın kapatılması, kendi deyimiyle “İhtilal (revolution)” sonrasında ikinci kez geldiği İstanbul’da şahit olduğu değişiklikleri hatırlarında zikretmiştir. Walsh’u Tophane’ye iner inmez ilk şaşırtan şey, şehrin bu mıntıkası ve bitişik sokaklarda eskinin saldırgan köpek sürülerinin yerinde yeller esmesidir. Merak edip konuyu soruşturan Walsh, bilhassa yabancıların nefret ettiği bu köpeklerin şehirden def edilişinin ‘Sultan’ın ilk reformlarından’ (reformation) olduğunu öğrenmiştir.
Yeniçeri isyanı sırasında ve sonrasında gerçekleştirilen idamlardan arda kalıp sokaklarda bırakılan çok sayıda ceset, bu köpekler tarafından parçalanıp yenilmişti. İnsan kanının tadına öylesine alışmışlardı ki çok tehlikeli vahşî bir hal almışlardı. Amerikalı misyonerin bu hayvanlarla alâkalı olarak dikkat çektiği bir diğer husus da, bunların bir müslümanın bir ‘gavur’a saldırmak istediği zamanlarda büyük bir taciz aletine dönüştürülmesiydi. Köpekler Kendilerine hedef gösterilen Gayrimüslim yabancıyı, zaman zaman bir tavşan gibi avlamaktaydılar. Son isyanlarından kısa bir süre önce, başta Rumlar olmak üzere İstanbul’daki Gayrimüslimler’i katletmek ya da en azından sürmek konusunda Sultan II. Mahmud’dan ferman bekleyen Yeniçeriler’in birkaç ay sonra kendilerinin ortadan kaldırılmaları gibi, İstanbul’daki yerli ve Levanten Gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu Galata’da onlara kök söktüren sokak köpekleri de bir gece çeşitli yerlere bırakılan zehirli etlerle yok edilmişlerdi. Her gün birkaçı sokaklarda ölen köpeklerin cesetleri, tıpkı isyan sırasında öldürülen Yeniçeriler’inkiler gibi denize atılmıştı. Ancak henüz bir belediyenin bulunmadığı İstanbul’da şehrin çöpçülüğünü köpekler yaptığından, Sultan, hayatta kalmayı başaranlara dokunulmaması ve yavrusu olanların Üsküdar’a gönderilerek ekmek verilmesini emretmişti. Amerikalı misyoner Walsh’un ifadesiyle “artık bir Frenk, Tophane’den Pera’ya bacağının dizden altını arkasında bırakma düşüncesi olmadan yürüyebilirdi’. Osmanlı ordusunda hizmet vermiş Prusyalı subay Helmut von Moltke de, memleketine gönderdiği 18 Ocak 1937 tarihli bir mektubunda, Amerikalı misyonerin bu gözlemini paylaşmış ve Yeniçeriler’in ortadan kaldırılışından beri İstanbul/Pera köpeklerinin ‘Franklar’a karşı daha az düşmanlık göstermekte’ olduklarına dikkat çekmiştir. Ancak von Moltke’den birkaç sene sonra istanbul’a gelen İngiliz asilzadesi Londonderry Markizi C. W. Vane’in seyahatnamesine bakılırsa, Osmanlı payitahtının bu yarı vahşî sakinleri 1840’lı yılların başında şehir sokaklarındaki yerlerine tekrar kavuşmuş gözükmektedir. Markiz Vane’in, ‘İstanbul’un sıkıntıları’(desagremens of Constantinopole) arasında saydığı binlerce sahipsiz sokak köpeği gece boyu havlamaları ve eli sopasız kime rastlasalar saldırmalarıyla ‘çirkin, kaba, kırmızımsı canavarları’ andırıyorlardı. O kadar ki İstanbul’un bu dehşet verici köpekleri Bayan Vane’e, ‘yarı kurt, dörtte bir çakal’ ve ancak ‘dörtte bir köpek’ gözükmüşlerdi.”
