Yeniçeri Ocağı’nın Dönüşümü ve Kaldırılışı (4)

Dizi Notu:

Okul için hazırlamıştım bu ödevi. Mümtaz’er Türköne gibi adamların Yeniçerileri -vesayet tartışmaları çevresinde- TSK ile paralel düşünmesi ve böyle sunması beni deli gibi gıcık ettiğinden burada paylaşayım dedim. Düzenlemeye ve genişletmeye üşendiğim için teslim tarihine iki gün kala hazırlanmış bu ödevi hiç değiştirmeden koyuyorum. Bu haliyle bile sığ TSK-Yeniçeri eşleştirmelerine alternatif bir bakış açısı sunabilir diye düşünüyorum. Typolar ve düşük cümleler için şimdiden özür dileyeyim.

3. Bölüm: Ocağın Kaldırılışı

Buraya kadar göstermeye çalıştığım gibi Yeniçeri Ocağı sosyo-ekonomik hayatın önemli bir parçası konumuna gelmiş, siyasi karar alma süreçlerinin bir aktörü olmuşlardır. Kurduğu ticari networkler ve kamusal alanlarda[1] propagandasını sirkülasyon içine sokmaktaki başarısı sayesinde çeşitli sosyal grupların hem desteğini kazanmış, hem de merkezle yaşadığı sürtüşmelerde bu grupların temsilcisi olma konumuna yükselmiştir.

Bu durum merkezileşme çabasındaki Osmanlı devlet ricalinin karşısına esaslı bir sorun olarak çıkmıştır. İçeride âyân ve Yeniçeri gibi merkez-kaç kuvvetleri dize getirip, imparatorluktaki tüm kaynakları ve siyasi gücü elinde toplayarak ülkeyi eski ihtişamlı günlerine döndürebilmeyi planlayan merkez, artık ‘güvenilmez’ olan Yeniçerileri hem siyasi hem de askeri hayatın dışına itmenin fırsatını kollar olmuştur.

III. Selim’in Nizam-ı Cedid’iyle bu amaca uygun çalışmalara başlandıysa da güçlü Yeniçeri muhalefeti padişahı tahtından etmiştir. Selim’in önce hall’i sonra idamı, yeğeni ve reformlarının mirasçısı II. Mahmut’un üzerinde büyük bir etki yarattığı açıktır. Alemdar’ın İstanbul’a gelip III. Selim’i tahta çıkarmaya çalıştığı olaylar esnasında IV. Mustafa Selim’i öldürmüş, Mahmut ise canını zor kurtarıp yeni padişah olmuştur. Bu travmayı yaşayan Mahmut’un hamlesini yaparken daha dikkatli davranmasını beklemek makuldür –ki öyle de olmuştur.

Devlet ricalinde Yeniçerilerin kaldırılması yönünde oluşan konsensüsün kökenlerini birkaç olayın üst üste gelmesinde arayabiliriz. (1) Devletin sürekli olarak adem-i merkeziyetçileşmesi ve gücün merkezden çevreye dağılması, merkezin esas unsurları olan rical üyelerinin hoşnutsuz olduğu bir durumdur. (2) Mora, Eflak ve Boğdan’da 1921 yılında başlayan Rum Ayaklanmasını “devletin temelinin iyiden iyiye çatırdayışı” şeklinde yorumlayan rical, merkezileşme ve mutî bir ordu yaratma fikrine iyice yaklaşmıştır. (3) Son olarak Mısır’da agresifçe güçlenen Mehmet Ali Paşa Osmanoğullarına bir alternatif haline gelmeye başlamış, bu da bütün çıkarları Osmanoğlu’nun ve İstanbul’un bekasına bağlı olan ricalin gönlüne Mısır ve Mehmet Ali Paşa korkusu salmıştır.[2]

Siyaset aktörlerin ajandalarını meşrulaştırmak için muhtaç olduğu ulema desteği, bu makamlara Mahmut’un kendisine sadık kişileri atamasıyla sağlanmış[3], orta ve alt seviye ulemanın sadakati de kadro ve terakki vaadiyle garanti altına alınmıştır. Böylece Osmanlı siyasetinin meşruiyet kaynağı şeriat ve fetva silahları Mahmut’un kontrolü altına girmiştir. Bu durum –özellikle Rum İsyanı’yla büyük bir artış gösteren- Yeniçeri karşıtı propagandanın hızla yayılması için önemli bir enstrümanın ele geçmesi anlamına gelir.

Yeniçeri Ocağı’nın da üst ve bazı orta rütbelerine Mahmut’a sadık kimseler getirilirken diğer askeri teşkilatların(donanma, levendler, humbaracılar, topçular vs. ) da gayet olası olan Yeniçeri İsyanı’na karşı merkeze bağlı kalacağı garanti altına alınmıştır. Bunun yanında Mahmut’un gayet yaygın bir hafiye ağı kurduğu anlaşılıyor. Bu hafiyeler bir taraftan, başta kahvehaneler olmak üzere, berberler, hamamlar[4] ve pazardan sürekli olarak bilgi ve ihbar gönderirken, diğer taraftan da devletin “muzîr” bulduğu ve suikastını emrettiği kişilerin infazından sorumluydular.[5] Bu sayede tecrübeli Yeniçeri ileri gelenlerinin, ya öldürüldüğü ya sürgün edildiği veya bazı koşullarda silahşörlük ünvanı verilerek bir taraftan itibar verilip, diğer taraftan etkisiz hale getirildiği görülüyor.

Bütün bu politikaların ardından merkez, Ocağa karşı hareket edecek gücü kendinde görmeye başlamıştır. Böylece Eşkinci adı altında talim yapacak askerlerden oluşan bir organizasyonun Ocak içinde kurulması kararı verilmiştir. Eşkinci’nin gideceği yeri az çok tahmin eden Yeniçeriler, Sunar’a göre vaktinden önce, henüz hazır değilken, 13 Haziran 1926’da Et Meydanında toplanmaya başladılar ve kazanlarını kaldırdılar.[6] Karşılarında “Sultan, Babıali ricali, üst ve alt seviye dinî bürokrasi, medrese talebeleri (sohtalar), diğer askeri sınıflar (topçu, humbaracı, lağımcı ve tersane) ve silahlanıp imamları rehberliğinde ‘küffar üzre gider gibi’ At Meydanı’nda halife-sultanın açtığı “peygamber sancağı” altında toplanmaya davet edilen şehrin Müslüman mahalle ahalisini”[7] buldular. Bu sefer eli zayıf olan taraf Yeniçerilerdi ve üç günlük çatışma sonunda Dersaadet’te Yeniçeri varlığına son verilmiş oldu. Bosna ve Ayıntab gibi istisnalar dışında, taşrada da Yeniçerilerin etkinliğine hızla son verildi. Bu arada tüm Yeniçeri malları ve mülkleri müsadere edilirken, Bektaşi tarikatı ve üyeleri de bu kovuşturmadan nasiplerini aldılar. Bektaşi mallarının bir kısmı diğer tarikatlara verilirken bir kısmı devlet hazinesine katıldı. Yeniçeriliğe ait unvan, simge ve semboller de yasaklandı ve bunların takibatı uzun yıllar devam etti.


[1] Osmanlı örneğinde kahvehaneler ve berber dükkânları sivil kamusal hayatın merkezleri olmuşlardır. 1926 sonrasında devlet ülkenin her yerinde kahvehanelere karşı savaş açarken, berber dükkânlarının da kontrol altında tutulmasına uğraşmıştır. 

[2] YILDIZ, Gültekin. “Neferin Adı Yok: Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset Ordu ve Toplum (1826-1839)”. İstanbul: Kitabevi Yayınları. 2009. s.17

[3] a.g.e s.19-20

[4] Kadınlar hamamında bile hafiyelerin bulunabildiğini ve hükümeti eleştiren kadınların da açıkça cezalandırıldığını gösteren bir örnek için bkz. SUNAR, Mehmet Mert. “Cauldron of Dissent: A Study of the Janissary Corps (1807-1826)” New York. 2006. s.194

[5] SUNAR, Mehmet Mert. “Cauldron of Dissent: A Study of the Janissary Corps (1807-1826)” New York. 2006. s.179 dn.40

[6] YILDIZ, Gültekin. “Neferin Adı Yok: Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset Ordu ve Toplum (1826-1839)”. İstanbul: Kitabevi Yayınları. 2009. s.31

[7] a.g.e s.19-20

This entry was posted in Dizi, Tarih. Bookmark the permalink.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s