Ana akım medyada köşe yazarı olabilmek için beyin gerekmiyor. Zaten ana akım medya dediğim şeyin temelini goygoycu köşe yazarları oluşturuyor. Haber getiren gazeteciler arkaplana itilirken bu köşe kadılarının sıçtıkları hikmetler gözümüze gözümüze sokuluyor. “Aydın” diye karşımıza çıkarılıyorlar.
Ece Temelkuran bu sistemin taze ürünlerinden. Hakkını yemeyeyim o sadece oturduğu yerden ahkam kesmiyor, dünyanın bir yerinde bir olay olduysa atlayıp oraya gidiyor ve “İki fakirin, bir çocuğun resmini çekeyim, iki de acıklı hikaye anlatayım” kafasıyla hazırladığı pek çağdaş raporlarını sevgili okurlarına aktarıyor.
Hazret “Kendi düğünlerine gidemiyorlar” başlıklı yazısında da bidon kafalı Tunus halkının seçimlerdeki performansını değerlendirmiş. Bu yazı hakkında bir şeyler söyleyeceğim ama önce Temelkuran’ın daha eski bir yazısından ufak bir alıntı yapayım:
“Seni hiç tanımayan insanlar, bugün senin için karar verecek. Hiç sevmediğin insanlar, tiksindiklerin, uzaktan bile görmeye katlanamadığın insanlar, “Keşke onlar olmasalardı, bu ülke ne güzel olurdu ” dediklerin.
Sabah yataklarından kalkacaklar, kafalarında senin hiç beğenmediğin düşünceler olacak. Birbirlerine “Tamam mı? ” diyecekler, senin nefret ettiğin o partiye oy vermek için sözleşecekler. Üşenmeyip yollara düşecekler.
Sen bu ülkenin başının onların seçtiği parti yüzünden beladan kurtulmadığına kesin gözüyle bakarken onlar arabalarına, dolmuşlara, otobüslere, taksilere binecekler. Sırf senin dünyan kararsın diye sanki, öyle bi hınçla, vapurları yakalayacaklar son anda. “
Çağdaş Türk aydınının seçime, demokrasiye falan böyle bakması alışılmış bir durum. Düzelteyim, elitin, demokrasiyi işletenlere, seçmenlere, halka bakışı bu. Demokrasinin kendisi “Batı medeniyetinin nadide bir parçası” olsa da bizim halkımız batılı halklar gibi ileri kültür düzeyinde değil. Bu zihniyetin oluşmasında batılılaşma sürecinin büyük etkisi var. Ama tek etken o değil; Osmanlı mirasını da unutmamak lazım.¹
Sadede geleyim artık. Temelkuran göbeğini kaşıyan Tunusluların tercihlerinden pek memnun değil anlaşılan. Gerçi -kendisi aşırı derecede ileri görüşlü olduğu için-² durumun böyle olacağını Tunus’lu solcu arkadaşlarına önceden söylemiş. Zaten nereye gitse ilk işi en yakın solcu lokaline ışınlanmak oluyor sanırım. Neyse.
Temelkuran’ın rahatsızlıkları şöyle: (1) Gannuşi’nin Rönesans Partisi birinci parti konumunda. “Ilımlı İslam” partisiymiş bu. Bir tür AKP yani. AKP gibi Ennehda’nın da şeriat getirmesi ve aydınlık Tunus’u karartması bekleniyor. Böyle bir partinin bu kadar yüksek oranlarda oy alması çok ayıp bir şey.
(2) Zengin ama gayrı-ciddi bir adamın(Haşmi Hamdi) partisinin -şimdilik- üçüncü parti durumunda olması kabul edilemez. Nasıl oy vermedir o öyle?! Cık cık.
(3) En önemlisi: Solcular’ın tüm oyları almamış olması. Tamam sosyal demokratlar biraz oy topladı. Ama devrimi YAPANLAR (El-Kutub koalisyonu) iki vekilcik çıkarabildiler. Devrimcileri hiç tanımayan Tunuslular gidip oy kullandılar ve devrimcilerin hayatlarını kararttılar.
Öncelikle El-Kutub koalisyonu madem tek başına devrim yapabiliyormuş, niye doğru düzgün oy alamamışlar diye sormak lazım bir. Yani insan aptal olur, ama aptallığın da bir sınırı olmalı. İnsanın hiç kafası çalışmasa bile oralara kadar gitmişken bir iki kişiyle konuşur, sorar, soruşturur. Sırf olayan verilen isim içinde “devrim” kelimesi var diye olayın kendisini bir solcu kalkışma sanıyor sanırım. Tunus’ta da Mısır’da da ayaklananlar geniş bir koalisyonu oluşturuyorlardı ve tek talepleri demokratik rejimin kurulması ve ifade özgürlüğünün sağlanmasıydı. Bu ayaklananların içinde solcu da vardı, komünist de vardı, dindar da vardı, liberal de vardı. Ece Hanım belki inanamayacak ama Gannuşi ülkeye döndüğünde onu havaalanında karşılayan insanların bayağı ciddi bir bölümü aynı zamanda protestocuydu. Gannuşi’nin kendisi de rejim muhalifi olduğu için 22 yıl sürgünde kalmıştı. Bir de isyanın dinamizmini yaratan gençler var ki onları Temelkuran’ın ‘solcu’ profilinin içine sığdırmak mümkün değil.
Ayrıca, velev ki devrimi gerçekten de sadece El Kutub koalisyonu yapmış olsun. Ne olacak yani? “O kadar devrim yaptılar sizin için, VİCDANSIZLAR, çok mu gördünüz bir oyu?” mu demek lazım?Veya “Tunuslular da aynı bizim halkımız gibi gerizekalı, ancak bu kadar seçim yapabiliyorlar.“
İnsanların kimlikleri var, ait oldukları bir sınıf var, dünya görüşleri var, talepleri var, hayalleri var, korkuları var vs. ve bunlara kafalarında bir şekil verip, bir siyasi yönelim ediniyorlar. Sandık başına gittiklerinde de bu yönelime en yakın(çünkü genelde hiçbir parti, hiçbir bireyin bütün beklentilerini karşılamaz) partiye oylarını veriyorlar. Seçim dediğimiz bundan ibaret bir şey. İnsanlar, yukarıdaki duruma uymuyorsa, devrimi (yapayalnız, kendi başına)YAPAN El-Kutub’a oy atmak durumunda değiller.
Sağlıklı bir insan “Neden Ennehda kazandı?”, “Neden AKP kazandı?” diye sorar ve insanların bu partilere yönelişinin nedenlerini bulmaya çalışır. Aydın gibi osuruktan bir sıfatın arkasına sığınıp, ahkam kesen Temelkuran gibiler de “Gerizekalılar AKP’ye oy verdiler”, “Gerizekalılar Ennehda’ya oy verdiler” der.
Ana akım medyada köşe yazarı olabilmek için beyin gerekmiyor.
Tamam. Ama en azından sığır çalıştırmayın be kardeşim.
¹ Osmanlı’da iki temel sınıf vardır. Reaya ve devletlûlar. Aydın diyebileceğimiz Osmanlılar aynı zamanda devlet sisteminin -öyle veya böyle- bir parçasıydılar. Bu durum Cumhuriyet’te de uzun süre devam etti. Böylece ‘aydınlar’ devletle yanyana durdular ve reayaya güvenmemeyi bir refleks haline getirdiler(reayanın kelime anlamının koyun/davar olduğunu da ekleyeyim)
Bu duruma batılılaşma sürecini eklediğimiz zaman ‘aydınlarımızın’ Aydınlanma Çağı’yla tanıştığını, buna hayran kaldıklarını ve yeniden aydınlandıklarını görüyoruz. ‘Sıradan’ halka göre iki kat aydınlanmış apaydıntürkaydını böyle oluştu.
² Dalga geçiyorum tabii. Gannuşi’nin ülkeye döndüğü andan itibaren, yapılacak ilk seçimleri kazanacağını herkes biliyordu.
Anlamadım. En fazla oyu alan siyasi parti eleştirilemez mi? Sığır aydın olmamak için herkesin en fazla oyu alan siyasi partinin düşünce ve değerlerini benimsenmesi mi gerek? Demokrasi dediğiniz bu şeyde halk seçti diye iktidar partisi eleştiriden muaf mı tutulmalı? Aydınların yapması gereken halk kitlelerinin hakim değerlerine asimile olmak mıdır? Buna faşizm deniyor ama…
Ben burada Temelkuran’ın Ennehda’yı veya AKP’yi eleştirmesini eleştirmiyorum ki zaten Ece Temelkuran da yazısında Ennehdayı veya AKP’yi eleştirmiyor, Bu yazıdan sorduğun sorulara nasıl ulaştın bilmiyorum ama cevap vereyim sırayla: 1) En fazla oyu alan siyasi parti eleştirilebilir. Eleştirilmelidir de. 2) Sığır aydın olmamak için herkesin en fazla oyu alan siyasi partinin düşünce ve değerlerini benimsemesi gerekmez. 3) İİktidar partisi herhangi bir gerekçeyle eleştiriden muaf tutulmamalı. 4) Aydınların yapması gerekenin halk kitlelerinin hakim değerlerine asimile olmak değildir.