“Şu noktada “bilgi” üstüne bir paragraf açarak biraz oyalanalım. Bilgi, her tolumun kendini yeniden üretebilmesinin olmazsa olmaz gereklerinden biridir. Gelgelelim, en erken başlangıçları izleyen tarihî aşamalarda toplumlar hep hiyerarşik biçimde örgütlendiği için, bilginin topluma yayılımı da bu hiyerarşiyle uyumlu şekil almıştır. Üretimin ağırlığını omuzlayan alt sınıflar üretimlerini sağlayacak bilgiye pratikte ulaşmışlardır. Burada ancak anne-babalarından veya topluluğun yaşlılarından bazı bilgiler almışlardır. Bu şekilde üretken olmalarına yeten bilginin onlar için gerekli olduğu da herkesin -kendilerinin de- uygun gördüğü durumdur. Buna karşılık, daha ince bilgilerle donanması gerekli olanlar her zaman sayıca oldukça sınırlı bir seçkin tabaka oluşturmuştur. Bunları bazen, Mısır’daki rahipler veya Çin’deki Mandarinler gibi bir “egemen sınıf” olarak tanımlamak da mümkündür. Bu da “bilgi”nin çok farklı toplumsal örgütlenmelerde oynadığı çok önemli rolün bir kanıtıdır.
19. yüzyılın modern sanayi toplumuna kadar hiçbir toplum bütün yurttaşlarını eğitme gereği duymamıştı. Sanayinin özellikleri bunu sadece “istenir” değil, mutlaka olması gereken bir yeterlilik haline getirdi. Binalarıyla, çeşitli malzemeleriyle ve en çok da geniş öğretmen kadrlarıyla bayağı pahalıya patlayan bir şey olmasına rağmen, “modernleşme” kararını veren bütüm toplumlar kısa sürede “zorunlu eğitim” programları da yaptılar. Başlangıçta “ilköğretim” bu iş için yeterli görünüyordu. ama şimdi kimi ülkeler ilköğretimin süresini uzatıyor, kimileri ortaöğretimi de zorunlu hale getiren yasalar çıkarıyor. Modern sinaî toplum da, belki şimdi “postendüstriyel” diyeceğimiz toplum da, halkından, gitgide daha yüksek düzeyde okuryazarlık becerileri talep ediyor.
Dolayısıyla modern toplumlar bir yandan bütün halkın ortak iletişim aracı olan dilin standardını belirlerken, bir yandan da bu standardı bütün topluma yaymanın kurumlarını oluşturmaya başladılar.”
Belge, Murat. 2011. Militarist Modernleşme. s. 111-112