“Resmi Özür”

Uludere Katliamı sonrası en çok dikkatimi çeken meselelerden biri “resmi özür” tartışmaları oldu. Gerçi pek bir tartışma olmadı, hükümet özür dilemeyeceğini, ama hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödeyeceğini duyurdu. BDP’li Gültan Kışanak da (gayet haklı olarak) bu duruma tepki gösterdi ve yapılanı “kan parası ödeyip cinayetten sıyrılmak” olarak niteledi.

Bunun dışında özür meselesinin anıldığı iki olay daha yaşadık. Dersim tartışmaları sırasında ve 2008′deki “Özür diliyorum” Kampanyası vesilesiyle. Gerçi Cumhuriyet tarihi (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, Sivas, Maraş, 12 Eylül vs. gibi) başka bir çok özür hakeden olaylarla dolu ama oraya girmeyelim şimdi.

Resmi özürü (aşağı yukarı); bir topluluğu temsil ettiğini varsaydığımız bir kişinin/grubun/kurumun, yine o topluluğa ait olduğu varsayılan bir yanlıştan ötürü, o yanlış yüzünden mağdur olan kişilerden/topluluklardan veya bunların mirasçılarından özür dilemesi şeklinde tanımlayabiliriz. Özürün kendisi yapılan yanlışın geri alınmasını sağlayamayacağına göre amaç, muhattapların yaralanmış güven ve adalet duygularının tamirine yönelik bir kararlılığı ifade etmek ve aynı veya benzer yanlışların yeniden yaşanmaması için çalışılacağını ifade etmektir.

Ama özür dileme işi her zaman işe yaramayabilir. Başka türlü söylemek gerekirse her özür, muhattabını tatmin etmeyebilir. Özrün yetersizliği, samimiyetsizliği veya isabetsizliği, muhattabın tepesini iyice attırabilir. Örnek olarak İngiliz petrol şirketi BP’nin Meksika Körfezinde sebep olduğu petrol sızıntısını ve sonrasını hatırlayalım. Şirketin CEO’su Tony Hayward’ın dilediği özüre(aşağıda) ve şirketin körfezin temizlenmesi için 32 milyar dolarlık bütçe ayırdığını duyurmasına rağmen şirkete ve Hayward’a duyulan öfkede bir azalma olmadığı gibi, Hayward da işinden oldu.

Hayward’ın açıklamasıyla dalga geçen (daha doğrusu Hayward’ı itin götüne sokan) bir South Park videosu da şöyle:

Başarısız “özür”e bir örnek verdik, başarılısı için de 1970 yılına dönelim. Dönemin Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt, Varşova Gettosu Anıtına çelenk bıraktıkan sonra -tamamen spontane bir kararla- anıtın önünde dizlerinin üzerine çöktü, ve acısını paylaştı(videosu aşağıda 1.00-1.25).

Brandt üzerinden özür meselesindeki temel tartışma konusuna geçelim: bizden öncekilerin veya bizim parçası olmadığımız grupların yaptıklarından biz mi sorumluyuz? Tamam yanlışı yapanlar özür dilesin ama yanlışa doğrudan bir katkı sunmayanlar niye özür dilemeli? Brandt Nazi partisiyle hiç bir bağı olmamasına ve savaş süresince ülke dışında sürgün olmasına rağmen neden Varşova’da diz çöktü? Veya daha tanıdık bir örnek vermek gerekirse “İttihatçıların yaptığı şey için biz niye özür dileyelim?” Bir örnek de Amerikadan; 2004′de George Bush, Jr. ikinci kez ABD başkanı seçilince http://sorryeverybody.com/ adı bir internet sitesi açıldı ve bir anda patladı. Siteye giren Amerikalılar Bush’un ikinci kez seçilmesinden ötürü dünyanın kalanından özür diliyorlardı. Bu müthiş olayın bir de kitabı çıktı. Bu arada söylemem lazım, sitede özür dileyenlerin hemen tamamı Bush’a oy vermemişlerdi. O zaman ne diye özür dilediler?

Sanırım bu durumda (hala) ulus devlet çağında yaşayışımızın etkisi büyük. Ki “resmi özür” dediğimiz şey de yine bu çağın, özellikle de 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin eseridir. Recep Tayyip Erdoğan’la Enver Paşa’yı, Willy Brandt’la Adolf Hitleri aynı ülkenin sınırları içinde doğmuş olmak ve aynı dili konuşmak dışında birbirlerine bağlayan bir şey yok. İkinciler esas suçu işlerken, birincilerin önünde kalan tek şey onu suç olarak tanıyıp tanımama seçeneği. Bir de suçun/yanlışın gerçekleşmesine seyirci kalmak(bystander olmak yani) veya yine suçun/yanlışın, gerçekleşmesini önlemek için yeterince mücadele edememiş olmanın vicdani sorumlulukları var.

Paradoks o ya, Türkiye, Rusya gibi ülkelerin hiçbir konu hakkında özür dilememe saplantıları da yine ulus-devlet zihniyetiyle alakalı bence. Şöyle ki; “bizim milletimiz her şeyiyle güzel, her şeyiyle iyidir. O halde özür dileyeceğimiz bir şey yoktur, olamaz” şeklinde mantık yürütülüyor.

Nobran bir ukalalıktan öte bir şey değil.

(not: şu makaleden bayağı bi faydalandım)

This entry was posted in Çok Fena. Bookmark the permalink.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s